Tuesday, 28 February 2017

GRAFITTI: Kenti okuma yollarından biri


Sokak sanatı denince ne geliyor aklınıza? Poster, şablon, yapıştırma ya da grafitti mi? Peki sizce bu vandalist bir hareket mi? İyi insanlar mı onlar? Ne amaçlıyorlar? Ne yapıyorlar, neden yapıyorlar? Sanatçılar mı? Ama acaba bu sanat mı yoksa suç mu? Bu, Türkiye’de olmasa da, dünyada sürüp giden bir tartışma, çünkü sokak sanatı kimilerince şehirde çözülmesi gereken bir problem olarak görülürken, bazıları da eşsiz bir sanat biçimi olduğunu söylüyor.

Sokak sanatı kentsel bir eylem, kentin nefes aldığının göstergesi. 40 yılı aşkın zamandır, bağımsız bir sanat biçimi olarak beliriyor. Kamunun görebileceği alanlardaki çeşitli dışavurumcu, yasadışı ya da kaçak işaretler olarak tanımlanıyor. Yapıştırma (sticker), poster ve şablon gibi farklı araçlar kullanan ve kent mekanlarını boyayan ya da enstalasyonlar yerleştiren bu eylem, doğası gereği bir tür yeraltı (underground) hareketi.

Kanımca sokak sanatı canlı ve özgün yüzlerinden biri modern kent kültürünün. Kentin yaşayan alanının görsel elemanlarından. Sanatı müzelerden dışarı çıkarıp, gündelik hayata dahil eden bir tavrı var. Şehir topraklarının standartlaştırılmış düzenini reddediyor, sterilize edilmiş olana karşı gelip, kendiliğinden oluşa izin veriyor, şehir aracılığıyla iletişim kuruyor. Sokak sanatçıları kenti işleriyle çoğaltıyor; kimi kent sakinini gülümsetirken kimini düşündürüyor, kimini sinirlendiriyor; ama bir şekilde kent sakinleriyle etkileşime geçip onları kentli olmak adına önemsiyor.

ANKARA’DA GRAFITTI

Ama Ankara kent sakinleri çok alışık değiller şehirlerinde sokak sanatı işleri görmeye. Ankara çoğunlukla devlet memurlarının yaşadığı, bürokratik bir şehir; sıkıcı, renksiz ve oldukça disiplinli. Bu yüzden sokak sanatı işleri üretecek çok fazla eylemci grup ya da birey yok zaten bu kentte; hem yaratılan örnekler de disiplinli şehrin çehresinden hızla silinip gidiyor. Ama şehrin üretken olmayan yapısına karşın Ankara’da eylem yapan bir sokak sanatı grubu var, en azından benim tanıdığım. Şu satırdan itibaren yazacaklarım da onlara dair olacak; özellikle de grubun temsilcisi COBI’den söz edeceğim. COBI bir sanatçı, aslen grafik tasarımcı. Geceleri çıkıp şablonlarla (stencils) sokakları boyuyor, yapıştırma (stickers)lar hazırlayıp yapıştırıyor, kendi işlerini özgürce üretip kentle paylaşıyor. Şu anki sanat çevresine duyduğu tepkiden dolayı sokakta olduğunu söylüyor. İstiyor ki, yaptığı şeyi herkes görsün, herkes yorumda bulunabilsin. Çünkü COBI, yaratılarının sokağa çıktığı anda meşrulaştığına, yaşamaya başladığına; kapıcısı, taksicisi, simitçisi ile herkesle etkileşime geçtiğine inanıyor. Bir anlamda, legal reklamlara illegal yollarla karşıt işler üretmeye çalışıyor. Sanatının kamu tarafından görülmesini istiyor; kentte yaşadığını hissetmek ve hissettirmek adına.

Birkaç gece önce, internette karşılaştık kendisiyle. COBI, bir gece macerasından daha eve dönmüş, özgürleşmişti. Sprey boyalarla varlığından haberdar ederken kentlileri, birkaç küçük çocukla karşılaşmış ve sohbet etmişti. Memnundu eyleminden. “Sıkıldım artık” diyordu, “insanlar gülümsesin diye bir şeyler yapıyorum. Ne geleceğe kalmak istiyorum ne de ünlü olmak. Çünkü burada yaşıyorum ve varlık gösteriyorum. Peki diğerleri nerede? Bu kent heyecan versin istiyorum bana. Geceleri eve kapanıp TV izlemek için yaşamıyoruz. Neden herkes göstermiyor kendini, duygularını, düşüncelerini? Neden kentte yalnızım ki böylesine? Keşke başkaları da düşlerini paylaşsalar, keşke gidişattan huzursuz olan, yalnız olmadığımı hissettiren insanların da yaşadığını bilsem. Herkes bu kadar mı memnun hayatından sahiden? Bir tek benim mi derdim var dünyayla? Caddeler sokakta müzik yapan, üreten, ürettiklerini paylaşan insanlarla dolup taşsa... Öylesine canlı bir Tunalı Hilmi Caddesi hayal etsene mesela, yaşayan bir kent! Ya da en azından yaşamın güzel olduğuna dair bir şey bulsam posta kutumda, pizzacılar ve böcek ilaçlayıcıları ilanlarının yanında; sadece “bugün güzel bir gün” diyen bir not, sadece gülümsetmek için amaçsızca bırakılmış... ”

Haklıydı COBI... Nasıl da tepkisizdi bu Ankara. Keşke daha çok olsalar, keşke “ego”larından sıyrılabilen başka yaratıcı bireyler, var olanla yetinmeyen, çevrelerini dönüştürme hevesine sahip rasyonelliğine karşı duran başka insanlar, tavırlar, duruşlar görsek... Ne de olsa şehir dediğin, iç içe geçmiş hikayelerle dolu.

İlham veren bu sanal sohbet sonrasında, bir Cuma gecesi Tunus Caddesi civarlarında karşılaştık onlarla, yaşamı renklendiren o neşeli insanlarla. “Bekle”, dedi COBI, “şimdi ne göstereceğim sana”. Çantasından çıkardığı hoparlörlerden birini arkadaşına verdi. Mini bir düzenek ile stereo müzik yayın yapmaya başlayınca güldüm kahkahalarla “Cobi dedim, ne adamsın sen, insan sokak sanatçısı olunca, tüm yaşamını böyle kurguluyor demek, sokağa göre... Biliyor musun; seninle ilgili bir yazı yazmaya başladım, şimdi bu anıyı da ekleyeceğim sonuna. “Yaz, yaz” dedi, “ sokaklar çünkü bizi var eden, sonuçta yaşam sokakta.” Sonra kaybolduk soğuk Ankara gecesinde dans ederek yollarda...
http://www.blockfactory.org/

*Bir zamanlar gezgin diye bir web sitesi vardı. Ankara merkezli bu site aracılığıyla nice güzel insanlar tanıdım. Tüm gezginlerin hayatıma bir armağan gibi girdiği bu dönemde, bu site için pek çok içerik üretmiştim. Çoğu yok oldu gitti, işte bu geriye kalanlardan biri...

KUMAŞLARIN DOSTLUK ŞARKILARI

Patchwork (kırkyama) duyguları kumaşlara yansıtma sanatı. Sevgiyi, dostluğu renklerle, desenlerle yaşatmak, paylaşmaktan keyif almak demek. Seher Tanglay, 1990 yılından beri, patchwork sanatının yalnız tutkunu değil, aynı zamanda misyoneri; tutkuyla sevdiği bu sanatı çevresindeki herkese aşılıyor. Eserlerinde geçmişten gelen tatlarla bugünün canlı renklerini buluşturuyor. O, akıp giden şeffaf zamanları kumaşlara sinen emeği ile görünür kılıyor...

Patchwork nedir, biraz anlatır mısınız?
Seher Tanglay: Kumaşa dayalı bir sanat olduğunu söyleyebilirim. Çeşiti geometrik şekillerde kesilen kumaşların renklerinin ayarlanarak, belirli bir motife göre yan yana dikilmesiyle ortaya çıkıyor. Bu yöntemle yastıklar, yatak örtüleri, giysiler, çantalar, yaygılar dikiliyor. Örneğin banyo takımınız, mutfak eldivenleriniz, tutaçlarınız, önlükleriniz patchworkle yapılabilir. Yapmak istedikten sonra, onu çok geniş bir yelpazeye yayabilirsiniz.

Nasıl doğmuş bu sanat? Türkiye’de yama işi, yokluktan var olan bir sanat değil mi? 
S.T. İhtiyaçtan doğan bir sanat patchwork. Kimine göre ilk olarak Kızılderililer bulmuş. Giysi olarak kullanmak için çeşitli saz otlarını birleştirmişler ve böylece patchwork doğmuş. Bizlere göre ise bir ata sanatı. Türkiye’de ninelerimizde “kırkyama”, “hanım dilendi bey beğendi”, “kırkpare” gibi çeşitli isimleri vardır. Savaş yıllarında, yokluktan var etmeye çalışan kadınlar, örtünmek; özellikle de yorgan yapmak için ellerindeki eski kumaşları birleştirmişler. Yorganın yanı sıra seccadeler, yastıklar, minderler de yapmışlar. Ancak şu gün için bir sanat haline gelmiş tabii... patchwork’ün bir dünya sanatı olduğuna, evrensel olduğuna inanılıyor, tüm dünyada bir şekilde var olmuş. “aklın yolu birdir” diye düşünüyorum.

Patchwork’le tanışmanızı ve tutkuya dönüş hikayesini anlatır mısınız?
S.T. Patchwork’le tanışmam 1990 yılında oldu. Zaten kumaşa hep bir yakınlığım olmuştur. O yıla kadar hep bir gün bu sanatla uğraşacağımı bilirmiş gibi kumaşlarımı hiç atmamış, biriktirmiştim. İleride, onları çeşitli şekillerde birleştirmeyi hayal ediyordum ama bunun patchwork olduğunu bilmiyordum. Bir gün bir arkadaşım kız meslek lisesinde patchwork kursu açıldığından bahsetti. “O nedir?” dedim. “Parçaları birleştireceğiz” dedi, tarif etti. Önce biraz tereddüt etmiştim ama iyi ki başlamışım. O yıldan beri bu sanattan hiçbir zaman kopmadım. Genelde ev kadınlarının, çocuklarını büyüttükten sonra kendilerine ayırdıkları zaman daha çok oluyor. Ben bu boş zamanlarımı hep patchwork yaparak değerlendirdim. Bu bir derya deniz, sonu yok. Ben, her model karıştırdığımda yeniden farklı hayallere dalıyorum. Yeni bir şey gördüğüm zaman içim cıvıl cıvıl oluyor. Bu nedenle de bitmiyor bir türlü içimdeki heyecan. Hep yeni şeyler yapmak istiyorum. Yeni modeller görmesem de kafamda tasarımlar yapıyorum. Gördüğüm herhangi bir şeyi kendimce patchwork’e uyarlayabiliyorum. Duvarda gördüğüm bir resim örneğin, bir ağaç ya da doğa... Henüz öyle şeyler üretmedim, ama beynimin içinde hep var; yani ömür boyu ben bu sanatı yapacağım diye düşünüyorum.

Patchwork’ü anlamlı kılan şeylerden biri de eski kumaşları yeniden gün ışığına çıkarmak, sandıklarda eskimesine izin vermek yerine bir panoda, bir kıyafette değerlendirmek sanırım.
S.T. O çok büyük bir keyif tabii. Sevdiklerimin giysilerini yaşatmak, hele de kendime yapacağım bir giysiyle onları taşımak çok büyük bir keyif veriyor bana. Mesela babamın ve eşimin eski kravatlarını bir yelekte topladım ve onu çok severek giyiyorum; görenler tarafından da çok beğeni topladı bu yelek şimdiye kadar. Tabii çok gerilere götürüyor insanı bu ve çok mutlu ediyor, o yılları anımsatıyor, nostaljik anlar yaşatıyor. Geçmiş yılların duygularına iniyorsunuz. Bu çok keyif verici bir şey. Eskiyi yaşatmak çok güzel. Örneğin vazgeçemediğiniz, babaannenizden, anneannenizden kalma bir örtü vardır. Onu değerlendirip, yanına yeni, uygun kumaşlar ilave ederek, onu ölümsüzleştirebiliyorsunuz. Benim yaptığım bu tarz bir çalışma var. Bir arkadaşımdan bana geçen, çok eskiden kalma artık antika denecek bir sim işleme vardı. Ben onu ortaya koyup, uygun kumaşları crazy tekniğiyle yanyana getirip birleşim yerlerinde nakış ve harçlar kullanarak bir pano yaptım.

Crazy tekniğiyle başka ne tarzda işler üretiliyor?
S.T.  Çok mutlu bir fotoğrafınızı kumaşa bastırıp onunla da bir pano yapabiliyor, güzel eserler yaratabiliyorsunuz. Yaptığım panolardan birinde, eşimle tatilde çektirdiğimiz fotoğrafı bastırdım
kumaşa. Ve onu, crazy tekniğiyle, çeşitli kumaşlarla birleştirerek bir pano yaptım.

Patchwork ile uğraşırken neler hissediyorsunuz?
S.T. O kumaşlarıi renkleri yan yana getirmek beni alıp başka dünyaya götürüyor. Evimde, çatı arası diye adlandırdığım bir mekan var. Orada çokça kumaşım bulunuyor. İçlerine daldığım zaman kendimden geçiyorum. Eşim bana “külkedisi yine girdi çatı arasına” diyor, ama çıkamıyorum oraya girdiğim zaman. Kumaşları, renkleri filan bir araya getiriyor, tasarımlar yapıyorum. Belki hepsi gerçekleşmiyor, ama onları düşünmek bile keyif veriyor.

Ne zaman, nerede, nasıl yapıyorsunuz işlerinizi?
S.T. Patchwork yapmak istedikten sona her ortamda yapıyorsunuz. Ben yolculukta bile patchwork yaptığımı bilirim. Eşimle yolda giderken bile. En azından onları teyellediğimi, birleştirdiğimi biliyorum. Zaten eşim hep çok destek olmuştur bana bu uğraşımda. Tasarımlarımda hep fikrini almışımdır, hatta birçok kez kumaş almaya beraber gitmişizdir. Arkadaşlar arasında da çok rahat yapılan bir şeydir, son derece dinlendiren bir uğraşıdır. Bazen müzik dinlerim patchwork’le uğraşırken, ancak sanırım yalnızken yapmayı çok sevmiyorum. Tabii tasarlarken, renklerini ayarlarken filan yalnız olmak esas benim için. Ama üretim aşamasında yalnız olmayı düşünmüyorum. Bir arkadaş grubuyla birlikte, sohbet ederek yapmak çok daha zevkli geliyor bana.

Patchwork arkadaşlığı paylaşıma mı dayanıyor?
S.T. Evet, ben patchwork arkadaşlığımda bunu çok yaşadım. Bizim dostluğumuz da parçaların birleştirilmesi gibi birleşti diye tanımlıyorum. Kumaş alıp vermek, fikir alıp vermek... bir şeyi yaparken kendi zevkimizi ön planda tutup, diğer fikirleri de değerlendirerek hep birlikte karar vermişiszdir. Böylece ortaya çok güzel eserler çıkarttık ve biz bunu elimizde hiçbir döküman olmakdan yaptık. Bunu onun için çok yaratıcı buluyorum ben; özgün ürünler çıkıyor ve güzel dostluklar oluşuyor. Patchwork’te kurulan dostlukların gerçekten hep devam edeceğine inanıyorum. Patchwork yaptığımı bilen insanlar da sürekli bana kumaş gönderiyorlar ve çok işe yarıyor onlar. Lazım olduğunda arkadaşlarıma da veriyorum tabii ki, kumaşlar değerlensin istiyorum; çünkü öyle bir şey oluyor ki, bir yerde bir renk istiyorsunuz, onu bulmak çok zor oluyor, işte orada yardımlaşmak çok önemli. Patchwork gerçekten paylaşım demek. Örneğin kızımın bir arkadaşı gelmişti Japonya’dan. Onun patchwork tekniği ile yapılmış küçük bir cüzdanını görmüş ve çok ilgilenmiştim. Meğer annesi de Japonya’da patchwork yaparmış. İngilizce bilmediğim halde, işaretlerle patchwork ile ilgili çok güzel anlaştık. Sonra bu kızımız Japonya’ya döndükten sonra bana oradan modeller, kumaşlar, annesinin yaptığı bir iki ufak tefek şeyi gönderdi, beni inanılmaz mutlu etti.

Filmere de konu oluyor patchwork’teki bu paylaşım di mi? Yorgan hikayesi adlı bir film vardı.
S.T. Evet, orada çok güzel bir dostluk, çok güzel bir dayanışma örneği vardı. Evelenecek olan genç bir kıza, annesinin tüm dostları yardımlaşarak patchwork bir yorgan yapıyorlardı. Herkes birbirinden bağımsız olarak, elinde anısı olan eski kumaşları kullanarak yorganın bir karesini dikiyor ve hep birlikte birleştiriyor, yorganlamasını yapıyorlar; ortaya çok farklı, çok güzel ve anılarla dopdolu bir yorgan çıkıyor... Düğün hediyesi olarak da onu hediye ediyorlar.

Sizin için güzel duygular ifade eden bir şey üretiyorsunuz ve onu hediye ettiğiniz insana da geçiyor tüm bu hoş duygular. Çok büyük emek istiyor patchwork, onlara nasıl kıyabiliyorsunuz?
S.T. Çok sevdiklerime ve değerini bilen insanlara hediye ediyorum. Emeğimi, zevkimi onlarla paylaşıyorum. Yani patchwork’ün anlaşılması, beğenilmesi olağanüstü bir zevk. Kimlere ne yaptım? Örneğin kızıma elbise yaptım. Hala keyifle giyer. Yeni evlenen yakınlarıma birer çift yastık, kardeşlerime, yeğenlerime yelek, masa örtüsü, anneme bir örtü hediye ettim. Hediye vermeyi çok seviyorum. Hele de kendi emeğimin olduğu bir hediyeyi vermek. Genelde çok emek verdiğim şeyleri yakınlarıma hediye ettim, ama mesela katlama tekniğiyle yapılan nihale gibi, kısa zamanda ortaya çıkan ürünleri biraz daha hoyratça hediye ettim açıkçası. Birçok insana nihaleler yaptım. Örneğin kızımın Berlin’deki bir arkadaşının evinde benim yaptığım nihale asılı duruyor. Orada bile bir eserimin olması elbette çok güzel. O insanın ne düşüneceğini bilmeden, kızım istediği için yapıp gönderdim onu. Diğer kızımını Ayvalık’taki bir arkadaşının annesine gönderdim sonra. Anlayan kişilere hediye etmek çok önemli.

Bir patchwork eseri hangi süreçlerden sonra ortaya çıkıyor?
S.T. Önce ne yapacağınızı tasarlıyorsunuz. Örneğin bir masa örtüsü yapmak istiyorsanız, kumaş renklerini belirliyorsunuz. Renkleri odanın duvarlarını ve eşyalarını düşünerek, kullanılacak alana göre seçmek tabii çok önemli. Patchwork’te başarılı olmanın sırrı, görsel bir duyarlılığa sahip olmak. Onları tasarladıktan sonra, model belirliyor ve ona uygun kumaşlar alıyorsunuz, tonlamalar yapabilir, kontrast renkler kullanabilirsiniz. Örneğin masa örtüsünde ipek gibi, daha ince kumaşlar uygun olur. Model seçip, renkleri belirledikten sonra yapım aşamasına geçtiğinizde, parçaları modele uygun şekillerde kesip, kartonlara teyelliyor ve ütülüyorsunuz. Böylece eser ham olarak meydana çıkıyor. Bu aşama iyi bir ütü gerektiriyor, sonra kumaşlar kartonlardan çıkartılıp, altına elyaf konarak astarlanıyor; ya torba şeklinde dikilip çevriliyor, ya da hepsi yapıldıktan sonra yorganlama yapılıyor ve kenar biyesiyle ya da kenar bantıyla bitiriliyor. Yorganlama kumaşın kendi renklerinde ya da bir iki ton açığı/koyusu kullanılarak veya kontrast renkte ipliklerle yapılabilir. Yorganlama işin en güzel ve işi ortaya çıkaran yanıdır. Motifin kendi şekillerine göre, dikişlerin 2-3 mm gerisinden yapılabileceği gibi, geniş alanlarda uygulanan farklı yorganlama teknikleri de vardır. Çeşitli şekiller çizerek onların üzerinden elde yorganlama yapabilirsiniz. Örneğin bunlardan bir tanesi kedi bastıdır. Bu aşamadan sonra örtü zevkle kullanıma hazırdır. Tabii bu işlem makinede de yapılır ama benim anlattığım elde yapılan yorganlama. Patchwork son zamanlarda makinayla da yapılıyor. Ama elde yapılan parçalar çok daha değerli. Makinede daha hızlı ve seri üretiliyor elbette ki, ama bence makinede çekmek, köşeleri, dikişlerini yan yana getirmek açısından daha çok dikkat istiyor. Tabii ki ben elde yapılanı tercih ediyorum, onu yapıyorum; ama bazen kenar bordürleri ya da astar çekmek için makine kullanıyorum.

Ruh halinin etkisi oluyor mu çıkacak olan esere?
S.T. Elbette ki. Zaten renklerin psikolojik etkileri var biliyorsunuz. İnsanın mutlu ya da mutsuz olduğu andaki renk seçimleri farklı oluyor. Ama ben hep mutlu olduğum zamanlarda patchwork yapmaya çalıştım, hep o zamanlarda yaptım. Yani zaten mutsuz olsam bile patchwork beni mutlu ediyor. Canlı, uyumlu renkler kullanıyorum, pastel renkler de çok kullanmışımdır.

Patchwork’te kullanılan farklı teknikler var mı? 
S.T. Tabii; örneğin japon tekniği, Pennsylvania tekniği, İngiliz tekniği... Birçok farklı teknik var. Ülkeler sanırım kendi ihtiyaçlarına ya da yaratıcılıklarına dayanan şeyler bulmuşlar. Örneğin Japonların bir kağıt katlama sanatı vardır, bunu patchwork’e uygulamışlar. Bunun yanında kültürlerin izlerini renklerde de görüyoruz. Türkiye’ye gelen çeşitli sergilerde bunu inceleme fırsatı buldum. Afrikalılar çok canlı renkleri seven insanlardır. Örneğin Afrika’da yapılan patchwork’te çok canlı renkler buluyorsunuz. Soğuk ülkelere gittiğiniz zaman, daha ince işler üretildiğini ve daha pastel renklerin kullanıldığını izliyorsunuz. Patchwork kesinlikle kültürün izlerini taşıyor.

Sizce diğer el sanatlarından farkı nedir?
S.T. Patchwork, diğer el sanatlarından kesinlikle çok farklı. Örneğin dantelde bir ip olur elinizde, örmek istediğiniz model olur, onu işlersiniz. Ama bunda kumaş, renk, model... birçok şeyi kendiniz yaratıyorsunuz. Modele bakıp yapsanız bile, aynı renkleri kullanmıyorsunuz. Ne çıkacağını çoğu zaman tahmin bile edemiyorsunuz. Hayalinizde yaşattığınızın çok farklı bir versiyonu çıkabiliyor.

Patchwork dünyasındaki yenilikleri nasıl takip ediyorsunuz?
S.T. Bir dergide, katalog isteyebilirsiniz diye bir yazı görmüştüm. Gönderdim ve bana firmanın satış için hazırladığı katalog geldi. Bu beni inanılmaz mutlu etti. Keepsake Quilting hala bu katalogları periyodik olarak göndermeyi sürdürüyor. Oradan yenilikleri takip ediyorum. Katalogda Türkiye’de olmayan aletler, patchwork’te kullanılan, bizim sahip olamadığımız çeşitli materyaller, özel makaslar, kesici aletler var. Bizim ülkemizde biz yoktan var ettik hep. Örneğin tonlamalar çok önemlidir patchwork’te. Bu, Amerika’da çok yaygın olduğu için orada gördüğünüz her modelin aynısını yapabilme, aynı kumaşı ve renk tonlarını bulma şansına sahipsiniz. Patchwork, Amerika’da bir sanayii haline gelmiş. Ama biz elimizdeki imkanlarla en güzelini yapmaya çalışıyoruz.


Patchwork’ü öğrettiğiniz, öğretip sevdirdiğiniz insanlar oldu mu?
S.T. Tabii, hala da oluyor. Hatta dün gelen misafirlerimden ikisi “ya laf olsun diye gittik, ama sen o kadar çok anlattın ve yaptıklarınla ilgimizi çektin ki, artık biz de yapıyoruz, bize patchwork’ü sevdiren sensin” dediler. Bir de arkadaşalrımızla toplanarak patchwork yaptığımız bir günümüz var. Naçizhane, benim gösterdiğim şeylerle çok güzel işler çıkarttılar arkadaşlar, çok keyif aldılar. Öğrettiğim, aşıladığım insanların patchwork yaptığını görünce tabii ki çok mutlu oluyorum.

Patchwork’ün eğitim süreci nasıl?
S.T. Önce patchwork ile tanışırsınız, ondan sonra “onu daha iyi nerede, nasıl ilerletebilirim hissine kapılır, araştırma yoluna gidersiniz. Bende bu böyle oldu. İlk olarak kız meslek lisesinde başladım. Sonra, özel bir öğretmenden ders aldım. Bizim tekstil ve el sanatları derneğimiz vardı, bir süre oraya gittim. Derken, grup kurup arkadaşlar arasında patchwork yapmaya başladık. Dediğim gibi birçok merkezde, kurs yerlerinde patchwork kursları var. İlgi duyduğunuz zaman, size yakın bir merkezde mutlaka bulursunuz, artık her yerde var. Ben hala kurslara gidiyorum. Öğretmenlik teklifi çok geldi, ama ben öğrenci olmayı daha çok seviyorum herhalde.


Bugüne kadar neler ürettiniz, rotanızda neler görünüyor?
S.T. Yatak örtüleri, ceketler, yer minderleri, yelekler, masa ve sehpa örtüleri yaptım.  Patchwork’ü elbisede kullandım. Kitap ayraçları yaptım sonra; çok keyifliydi onları yapmak ve çok hediye ettim. Nihaleler, mutfak eldivenleri, tutaçlar... birçok şey. Patchwork’le ilgili projelerim hiç bitmiyor. Dediğim gibi, gördüğüm her kumaşı bir şekilde değerlendireceğimi düşünüp hala kumaş biriktiriyorum. Belki ömrüm vefa etmeyecek onların hepsini yapmaya, ama ben ömür boyu devam edeceğim; gözlerim elverdiği, ellerim tuttuğu sürece patchwork yapacağım.

*Annemle gerçekleştirdiğim bu röportaj, MESA ve YAŞAM dergisi'nde yayımlanmıştı.