Tuesday, 28 February 2017

GRAFITTI: Kenti okuma yollarından biri


Sokak sanatı denince ne geliyor aklınıza? Poster, şablon, yapıştırma ya da grafitti mi? Peki sizce bu vandalist bir hareket mi? İyi insanlar mı onlar? Ne amaçlıyorlar? Ne yapıyorlar, neden yapıyorlar? Sanatçılar mı? Ama acaba bu sanat mı yoksa suç mu? Bu, Türkiye’de olmasa da, dünyada sürüp giden bir tartışma, çünkü sokak sanatı kimilerince şehirde çözülmesi gereken bir problem olarak görülürken, bazıları da eşsiz bir sanat biçimi olduğunu söylüyor.

Sokak sanatı kentsel bir eylem, kentin nefes aldığının göstergesi. 40 yılı aşkın zamandır, bağımsız bir sanat biçimi olarak beliriyor. Kamunun görebileceği alanlardaki çeşitli dışavurumcu, yasadışı ya da kaçak işaretler olarak tanımlanıyor. Yapıştırma (sticker), poster ve şablon gibi farklı araçlar kullanan ve kent mekanlarını boyayan ya da enstalasyonlar yerleştiren bu eylem, doğası gereği bir tür yeraltı (underground) hareketi.

Kanımca sokak sanatı canlı ve özgün yüzlerinden biri modern kent kültürünün. Kentin yaşayan alanının görsel elemanlarından. Sanatı müzelerden dışarı çıkarıp, gündelik hayata dahil eden bir tavrı var. Şehir topraklarının standartlaştırılmış düzenini reddediyor, sterilize edilmiş olana karşı gelip, kendiliğinden oluşa izin veriyor, şehir aracılığıyla iletişim kuruyor. Sokak sanatçıları kenti işleriyle çoğaltıyor; kimi kent sakinini gülümsetirken kimini düşündürüyor, kimini sinirlendiriyor; ama bir şekilde kent sakinleriyle etkileşime geçip onları kentli olmak adına önemsiyor.

ANKARA’DA GRAFITTI

Ama Ankara kent sakinleri çok alışık değiller şehirlerinde sokak sanatı işleri görmeye. Ankara çoğunlukla devlet memurlarının yaşadığı, bürokratik bir şehir; sıkıcı, renksiz ve oldukça disiplinli. Bu yüzden sokak sanatı işleri üretecek çok fazla eylemci grup ya da birey yok zaten bu kentte; hem yaratılan örnekler de disiplinli şehrin çehresinden hızla silinip gidiyor. Ama şehrin üretken olmayan yapısına karşın Ankara’da eylem yapan bir sokak sanatı grubu var, en azından benim tanıdığım. Şu satırdan itibaren yazacaklarım da onlara dair olacak; özellikle de grubun temsilcisi COBI’den söz edeceğim. COBI bir sanatçı, aslen grafik tasarımcı. Geceleri çıkıp şablonlarla (stencils) sokakları boyuyor, yapıştırma (stickers)lar hazırlayıp yapıştırıyor, kendi işlerini özgürce üretip kentle paylaşıyor. Şu anki sanat çevresine duyduğu tepkiden dolayı sokakta olduğunu söylüyor. İstiyor ki, yaptığı şeyi herkes görsün, herkes yorumda bulunabilsin. Çünkü COBI, yaratılarının sokağa çıktığı anda meşrulaştığına, yaşamaya başladığına; kapıcısı, taksicisi, simitçisi ile herkesle etkileşime geçtiğine inanıyor. Bir anlamda, legal reklamlara illegal yollarla karşıt işler üretmeye çalışıyor. Sanatının kamu tarafından görülmesini istiyor; kentte yaşadığını hissetmek ve hissettirmek adına.

Birkaç gece önce, internette karşılaştık kendisiyle. COBI, bir gece macerasından daha eve dönmüş, özgürleşmişti. Sprey boyalarla varlığından haberdar ederken kentlileri, birkaç küçük çocukla karşılaşmış ve sohbet etmişti. Memnundu eyleminden. “Sıkıldım artık” diyordu, “insanlar gülümsesin diye bir şeyler yapıyorum. Ne geleceğe kalmak istiyorum ne de ünlü olmak. Çünkü burada yaşıyorum ve varlık gösteriyorum. Peki diğerleri nerede? Bu kent heyecan versin istiyorum bana. Geceleri eve kapanıp TV izlemek için yaşamıyoruz. Neden herkes göstermiyor kendini, duygularını, düşüncelerini? Neden kentte yalnızım ki böylesine? Keşke başkaları da düşlerini paylaşsalar, keşke gidişattan huzursuz olan, yalnız olmadığımı hissettiren insanların da yaşadığını bilsem. Herkes bu kadar mı memnun hayatından sahiden? Bir tek benim mi derdim var dünyayla? Caddeler sokakta müzik yapan, üreten, ürettiklerini paylaşan insanlarla dolup taşsa... Öylesine canlı bir Tunalı Hilmi Caddesi hayal etsene mesela, yaşayan bir kent! Ya da en azından yaşamın güzel olduğuna dair bir şey bulsam posta kutumda, pizzacılar ve böcek ilaçlayıcıları ilanlarının yanında; sadece “bugün güzel bir gün” diyen bir not, sadece gülümsetmek için amaçsızca bırakılmış... ”

Haklıydı COBI... Nasıl da tepkisizdi bu Ankara. Keşke daha çok olsalar, keşke “ego”larından sıyrılabilen başka yaratıcı bireyler, var olanla yetinmeyen, çevrelerini dönüştürme hevesine sahip rasyonelliğine karşı duran başka insanlar, tavırlar, duruşlar görsek... Ne de olsa şehir dediğin, iç içe geçmiş hikayelerle dolu.

İlham veren bu sanal sohbet sonrasında, bir Cuma gecesi Tunus Caddesi civarlarında karşılaştık onlarla, yaşamı renklendiren o neşeli insanlarla. “Bekle”, dedi COBI, “şimdi ne göstereceğim sana”. Çantasından çıkardığı hoparlörlerden birini arkadaşına verdi. Mini bir düzenek ile stereo müzik yayın yapmaya başlayınca güldüm kahkahalarla “Cobi dedim, ne adamsın sen, insan sokak sanatçısı olunca, tüm yaşamını böyle kurguluyor demek, sokağa göre... Biliyor musun; seninle ilgili bir yazı yazmaya başladım, şimdi bu anıyı da ekleyeceğim sonuna. “Yaz, yaz” dedi, “ sokaklar çünkü bizi var eden, sonuçta yaşam sokakta.” Sonra kaybolduk soğuk Ankara gecesinde dans ederek yollarda...
http://www.blockfactory.org/

*Bir zamanlar gezgin diye bir web sitesi vardı. Ankara merkezli bu site aracılığıyla nice güzel insanlar tanıdım. Tüm gezginlerin hayatıma bir armağan gibi girdiği bu dönemde, bu site için pek çok içerik üretmiştim. Çoğu yok oldu gitti, işte bu geriye kalanlardan biri...

No comments:

Post a Comment